Dr. Volkan Tunalı'nın Kişisel Blogu

Bilgisayar, Teknoloji, Bilim, Sanat

Hangi Programlama Dili Daha Popüler?

leave a comment

Programlama dillerinin dünya çapında popülerliklerini değerlendiren birkaç site var. Bu sitelerde 2010 itibariyle genel duruma grafiklerle bir bakalım.

www.langpop.com

Bu sitede popülerite için çeşitli kaynaklardan veriler derlenmiş. Bu kaynaklardan bazıları şöyle: Yahoo, Craigslist, Powell’s Books, Freshmeat, Google Code, Del.icio.us ve Ohloh. Her bir kaynaktaki popülerite ayrı ayrı görülebileceği gibi, aşağıdaki grafikte tüm kaynaklar eşit ağırlıklı kabul edilerek elde edilmiş genel durum görülmekte. Bu sonuçlara göre Java, C ve C++ oldukça popüler görünüyor. C# ise VB ve Delphi’ye göre epeyce popüler.

Popüler programlama dilleri

www.ohloh.net

Ohloh.net, açık kaynak yazılımlar ve yazılımcılar için bir dizin ve topluluk. Burada istediğiniz programlama dillerini seçerek birbiriyle karşılaştırmasını yapabiliyorsunuz. Aşağıdaki grafikteki değerler, buraya kayıtlı yazılımcılar tarafından “commit”lerin sayısından toplanmış (sitede, güncellenen kod satırı sayısı, proje sayısı vb. çeşitli kriterlere göre de değerlendirme yapılabiliyor ancak en makul yaklaşım “commit”lerin sayısı gibi görünüyor bana da). Bu grafiğe göre son 10 yıldır C++’ın popülerliği düşerken Java’nınki yükseliyor. C#, PHP ve Python’da da yükseliş görülürken, VB’nin çok değişmediği görülüyor.

Popüler programlama dilleri

www.tiobe.com

Tiobe’deki veriler de çeşitli kaynaklardan derlenerek oluşturuluyor. Aşağıdaki grafikte yaklaşık 10 yıllık bir karşılaştırma görülmekte. Bu grafikte öncekilerle paralel sonuçlar içeriyor.

Popüler programlama dilleri

Dünyada durum bu şekilde. Acaba Türkiye’de nasıl? Benzer çalışmaları Türkiye için de yapmak lazım aslında. Ya da en azından yazılım sektöründe çalışanlar arasında belirli periyotlarla anketler yapılsa ve bunlar yayınlansa çok güzel olur. Belki de yapılıyordur, benim haberim olmamıştır. Bu konuda bilgisi olan varsa yorumlarıyla katılırsa çok memnun olurum. Kariyer sitelerindeki ve gazetelerin İK sayfalarındaki iş ilanları, piyasadaki programcılık/yazılımcılık kursları ve kitapları da popülerlik bakımından belli bir fikir verebilir sanıyorum.

Benim kişisel gözlemlerim ve tahminlerim Türkiye’de son yıllarda C# dilinin yaygınlaştığı, Delphi’nin eski popülerliğini .Net desteğine rağmen büyük ölçüde kaybettiği, Java’nın da en popüler diller arasında olduğu yönünde. Siz ne dersiniz?


29.10.2010 tarihli ek: Bu konuyla ilgili şu makale gözüme çarptı 7 programming languages on the rise. Makalede özetle Python, Ruby, MATLAB, JavaScript, R, Erlang, Cobol ve CUDA dillerinin de yükselişte olduğundan bahsediliyor. Diğerleri tamam da Cobol’u bu listede görmek çok ilginç.

Written by vtunali

Ekim 23rd, 2010 at 12:41 pm

Anakartı Kendisinden Pahalı Olan Dizüstü PC: Acer Aspire

2 comments

Acer ekran sorunu2007 sonunda kardeşim için aldığım Acer marka Aspire 5100 serisi dizüstü bilgisayarın ekranı bu yıl içerisinde arada sırada gariplik yapmaya başladı. Sorunsuz kapanan bilgisayar açıldığında bazen sorunlu açılıyordu. Ya da genellikle bir yerden başka yere taşındığında bu durum oluşuyordu. Kapatıp açınca çoğunlukla düzeliyordu. Sorunlu halinin cep telefonu ile çekilmiş fotoğrafı yanda görülmekte. Bazen bu kadar karmaşıkken bazen kısmi olarak sorun oluyor, ama bu haliyle kullanım hiçbir şekilde mümkün olmuyordu. Yazılımsal yani işletim sistemi ve ekran kartı sürücüsü kaynaklı bir sorun değildi çünkü bilgisayarı açar açmaz tam ekran çıkan Acer logosunda da aynı durum rahatlıkla görülebiliyordu.

Çok sık yaşanmadığı ve kardeşimin de bilgisayarda önemli işleri olmadığı için bu sıkıntı bir süre idare edildi. Ancak geçen ay neredeyse 15 gün boyunca hiç düzelme olmadığı için kardeşim bilgisayarı Acer yetkili servisine göstermek üzere kargo ile bana yolladı. Paketi açıp kontrol ettiğimde sorun devam ediyordu. Bilgisayarı eve götürüp harici monitörde nasıl olduğunu denemek için açtığımda ise sorun kalmamıştı, ne olduysa yine normale dönmüştü.

Düzelmesine rağmen bilgisayarı Yenisahra’daki Acer yetkili servisi olan SMS Infocomm isimli firmaya götürdüm, ekranda o sırada sorun olmadığı için durumu ayrıntılı bir biçimde açıkladım. Gerekli testler yapılarak arızanın tespitine çalışılacağı söylendi. Bir hafta kadar sonra telefonla arayan görevli sorunu tespit ettiklerini, LCD ekranda bir sorun olmadığını, anakart üzerinde yer alan VGA chip’inin ve o bölümün arızalanmış olduğunu, çözüm olarak da anakartın değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Anakartın yurtdışından geleceğini, bedelinin 840 dolar olacağını, işçilikle birlikte 880 dolar bir maliyeti olacağını söyledi. Bilgisayarın kendisini 3 sene önce bu fiyata almadığımı, yedek parçanın ürünün kendisinden nasıl daha pahalı olacağını sorduğumda fiyatlarının bu şekilde olduğunu, şu anda Türkiye’de olmadığı için yurtdışından getireceklerini, bedelinin de bu olduğunu söyledi. Neden bu sorunu bazen yapıp bazen yapmadığını sorduğumda zamanla daha da kötü olacağı, hiç kullanılamaz hale geleceğini söyledi. Garanti süresi de geçmiş olduğundan tabi ki bu fiyata tamir istemediğimi belirterek 35 TL arıza tespit ücreti ödeyerek bilgisayarı geri aldım.

Açıkçası bir ürünün yedek parçasının ürünün kendisinden bu kadar bariz şekilde pahalı olmasını mantıklı bulmuyorum. Bu şekilde bir tamir bedeli komplo teorileri üretmeme yol açıyor. Aslında gerçekten tespit edemedikleri ve de tamir edemeyecekleri bir sorun olduğu için uçuk bir yedek parça ve tamir bedeli çıkartarak tamir isteğimden otomatikman vazgeçirmek, yeni bir bilgisayar almaya zorunlu bıraktırmak gibi bir politika izlediklerini düşünüyorum. 3 sene boyunca tertemiz kullanılmış, ekrandaki bu sıkıntı dışında son derece sorunsuz çalışan, işlemci-bellek-disk özellikleri bakımından bugün bile iyi durumda olan bir bilgisayarın basit bir arızası için anakart gibi önemli bir parça için bile olsa bugün iyi özelliklere sahip bir dizüstü bilgisayarın bedelinden daha yüksek yedek parça bedeli çıkaran Acer servisinin bu fiyat politikasına anlam veremiyorum.

Bugüne kadar iyi fiyat/performans oranı sebebiyle kendime hem işyerimde hem evimde kullanmak üzere hep Acer aldım, eşe dosta Acer aldırdım, genel olarak da bu markanın bilgisayarlarından son derece memnunum. Şu anda bu yazıyı da 3 senelik Acer Aspire 5610 dizüstü bilgisayarımda yazıyorum. Ama Acer servisinin bilgisayarın tek bir bileşeni için bilgisayarın kendisinden fazla yedek parça bedeli istemesi Acer markasına olan güvenimi sarstı, olumlu düşüncelerimi şimdilik nötr seviyesine indirdi.

Bu konuda bilgisi ve tecrübesi olan var mı? Anakart olunca yedek parça bedeli her zaman bilgisayarın fiyatını geçer mi? Bu işin standardı bu mudur? Acer dışındaki markalarda buna benzer durumlarda istenen bedel bu kadar yüksek midir? Lütfen bilgi ve tecrübelerinizi paylaşır mısınız? Eğer bu işin doğrusu buysa, serviste anakart tek başına her zaman bilgisayardan daha yüksek fiyata sahip oluyorsa ben Acer servisinden bu yazım sebebiyle burada herkesin önünde özür dilemeye ve hatalı düşüncelere kapıldığımı kabul etmeye hazırım.

Umarım bu yazıyı Acer Türkiye’den ya da Acer servislerinden okuyanlar olur.

Bu arada kardeşim şu anda bilgisayarını normal şekilde kullanmaya devam ediyor. Ben de yakın takipteyim. Artık iyice sıkıntı vermeye başlarsa ya tornavidayı alıp bilgisayara ben girişeceğim ya da İstanbul’da sayısı bir hayli fazla olan merdiven altı dizüstü servislerinden birine götüreceğim.


27.01.2012 tarihli güncelleme: Kardeşim bilgisayarını kullanmaya devam ediyor. Söz konusu sorun pek sık yaşanmıyor. Servisin dediği çıkmadı.
27.04.2013 tarihli güncelleme: Kardeşim bilgisayarını kullanmaya devam ediyor. Söz konusu sorun pek sık yaşanmıyor. Servisin dediği hâlâ çıkmadı.

Written by vtunali

Ekim 14th, 2010 at 8:35 am

Posted in Genel

Tagged with , ,

Yıllara Göre Veri Depolama Maliyeti

leave a comment

Masaüstü ya da dizüstü farketmeksizin ne zaman yeni bir bilgisayar alsam, bilgisayarın fiyatı aşağı yukarı aynı iken sabit disk kapasitesi bir öncekinden çok daha fazla oluyor. Bu durum ana bellek ve işlemci gücü için de geçerli ama sabit disk kapasitesinin durumu çok farklı.

Matthew Komorowski sabit disk kapasitesi/fiyat verisi toplayıp aşağıdaki grafiği elde etmiş:

Yıllara Göre Veri Depolama Maliyeti
Kaynak: http://www.mkomo.com/cost-per-gigabyte

Komorowski ayrıca kapasite/maliyet trendi için de şu sonuca varmış:

Over the last 30 years, space per unit cost has doubled roughly every 14 months (increasing by an order of magnitude every 48 months)

Son 30 yıl boyunca, birim maliyet başına disk kapasitesi kabaca 14 ayda bir iki katına çıkıyor (48 ayda bir ise ciddi bir artış gösteriyor)

Ayrıca maliyet için bir formül de çıkartmış:

maliyet = 10-0.2502(yıl-1980)+6.304

Aşağıdaki iki resim 80′lerin bilgisayar dergilerinden alınma. İnanılmaz!

Written by vtunali

Eylül 18th, 2010 at 1:41 pm

Yabancı Sözcükler Türkçe’yi Bozar Mı?

leave a comment

Geçen ay Kuşadası’nda Gediz Üniversitesi tarafından düzenlenen ISCSE2010 sempozyumunda, Trakya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Yılmaz KILIÇASLAN ile tanıştık ve kendisiyle çok kısa sohbet etme imkanı bulduk. Dr. Kılıçaslan, Bilgisayar Mühendisi olmasının yanı sıra bir Dilbilimci.

Kendisine Türkçe’ye geçen yabancı sözcüklerin, özellikle gençlerde yaygın olarak gördüğümüz Türkçe sözcüklerin bozuk kullanılmasının Türkçe’yi bozup bozmayacağını sorduk. Verdiği cevap bu konudaki düşüncelerimde eksik kalan yerleri doldurdu diyebilirim. Bu bakımdan benim için çok bilgilendirici ve anlamlı oldu. Daha önce hiç bu perspektiften değerlendirmemiştim. Paylaşmak istedim:

Bir dilin bozulması için o dilin gramerinin bozulması gerekir. Yabancı sözcükleri dile sokmak dile zarar verir ama dilin yapısı değişmez. Türkçe’deki bütün sözcükleri başka bir dildeki karşılıklarıyla değiştirerek kullansak bile konuştuğumuz dil Türkçe olacaktır.

Written by vtunali

Temmuz 2nd, 2010 at 10:59 am

Posted in Genel

Tagged with , ,

Çocuklar, Bilgisayar ve Internet

leave a comment

Çocuklar ve Bilgisayar
Profesyonel iş yaşamımın dışında “ailemizin bilgisayarcısı” olarak aile içinde PC toplama, Windows kurulumu, virüs temizliği, internete bağlantı ayarları yapma gibi görevlerimin yanı sıra zaman zaman çeşitli konularda da danışmanlık yapıyorum.

Birkaç yıldır özellikle internetin de yaygınlaşmasıyla birlikte en çok sorulan sorular aşağı yukarı şunlar oluyor:

  • Eve bilgisayar alalım mı? Oğlanın/kızın derslerine faydası olur mu? Yoksa oyundan başını kaldırmaz, derslerini aksatır mı?
  • Eve internet bağlatalım mı? Yoksa biraz daha bekleyelim mi?
  • Bilgisayar kullanımını kısıtlayalım mı? Günde kaç saatten fazla olmamalı?

Bu konularla ilgili olarak çocuk gelişimi ve psikolojisi açısından herhangi bir görüşümün olması mümkün değil; işin o tarafını alanının uzmanlarına bırakmalı. Ancak ben konuya daha çok çağın getirdiği teknolojik olanaklar ve bunların yararları ve/ya zararları açısından bakıyorum ve gelen soruları bu doğrultuda yanıtlıyorum.

Kişisel görüşüm çok net: bilgisayar ve internet bağlantısı artık olmazsa olmaz durumunda ve ailenin imkanları ölçüsünde iyi bir bilgisayar alınması ve internet bağlantısı kurulması taraftarıyım.

Aileler elbette ki çocuklarının okul dışındaki bütün zamanını bilgisayar başında geçirmesinden ve bu nedenle de en temel görevleri olan derslerini ihmal etmesinden endişe ediyorlar. Bu endişeye özünde katılıyorum. Ancak şunu düşünmek lazım, bilgisayar yokken aynı endişeyi evdeki TV için duyuyor muyuz? Evde TV seyretmeye kısıtlama getiriyor muyuz?

Ayrıca, çocuğun vaktini evde bilgisayar başında oyun ile ya da internet’te geçirmesi, dışarıda ne olduğunu bilmediğiniz internet kafelerde geçirmesinden iyidir (internet kafe sahipleri hemen kızmasınlar, yasaların koyduğu yaş sınırlamasına kaç tanesi uyuyor, kaç tanesi temiz ve düzgün bir ortam sağlıyor, kaç tanesi çocukların zararlı sitelere girmemesi için teknik donanıma sahip???).

Bence bilgisayar ve internet kullanımı için doğrudan kısıtlama getirmek yerine bu olanakların derslerini aksatmaması koşuluyla sağlanacağı konusunda bilinçlendirme yoluna gidilmeli ve tabii bu durum izlenmeli. Günlük kullanım süresini limitleme taraftarı değilim. Derslerini aksatmayan bir öğrenci zaten oyun oynasa da, MSN’de ve Facebook’ta zaman geçirse de bunun dengesini kurabiliyor demektir. İlk zamanlar büyük eğlence konumunda olan ve bilgisayarı kullanma “amac“ı olan oyunlar ve sosyal ağ siteleri bir süre sonra “araç” haline gelecektir. Bilgisayar ve internet zamanla TV gibi olağan bir hale gelecek, çocuk bunları okulu için ya da kişisel gelişimi doğrultusunda bireysel ve sosyal gereksinimlerine göre kullanmaya başlayacaktır. Dolayısıyla zararından çok yararı olacaktır.

Bilgisayar ve internetin insanları yıllardır korkulduğu gibi asosyal hale getirdiğini hiç düşünmüyorum. Olayları çağın teknolojisi ve olanakları içerisinde değerlendirmek gerekir, gelenekler açısından değil. “Bizim zamanımızda bilgisayar/internet/cep telefonu/vs. yoktu” şeklindeki cümleler artık çok anlamsız. Dünya değişirken beşeri ilişkilerin şeklinin değişmesi, başka bir hal almasından doğal ne olabilir. Bilgiye erişim ve haber alma şekillerinin farklılaşmasından doğal ne olabilir? Çocuklarımızın kendilerinden bir önceki nesile göre bile bambaşka bir dünyada yaşadağını kabul etmeliyiz. Onların bilgisayar, bilişim, iletişim ve küresel ağ kültüründen yoksun bırakılmasının mantıklı bir yanını göremiyorum.

Internet bağlayalım ama çocuğumuzun zararlı sitelere girmesini istemiyoruz” diyen aileler; bu konuda pek çok ücretli ve ücretsiz yazılım mevcut. Bunlardan birini kullanarak gerekli ve yeterli önlemleri almak mümkün. Ayrıca çok çeşitli ücretli ve ücretsiz antivirüs yazılımları ile zararlı yazılımların bilgisayarı kullanılamaz duruma getirmesini büyük ölçüde engellemek mümkün. Zararlarından korkarak son derece yararlı teknolojik olanaklardan çocuklarımızı mahrum etmemeliyiz.

Bu konuyla ilgili görüşlerinizi ve varsa deneyimlerinizi lütfen yorumlarınızla paylaşın. Gözden kaçırdığım, atladığım şeyler olabilir, yorumlarınız sayesinde ben de öğrenmiş olurum.

Written by vtunali

Mayıs 28th, 2010 at 11:48 pm